
Hayatın oluşumu ve devamında rol oynayan ana sistemler aşağıda sıralanmıştır. Bu sistemlerin iç içe geçmiş yapısı, enerji akışını ve etkileşimlerini anlama noktasında kritik bir öneme sahiptir. Sistemlerin temel ilkeleri:
Evrendeki yaşamı oluşturan sistemlerin işleyişini ve enerji akışını basitçe gösteren bu şema, Yaratıcı'nın evrende canlılığı var etmek için kullandığı yöntemleri anlama hususunda bir anahtar görevi görmektedir. Modele göre, enerji sürekli bir dönüşüm halindedir. Yukarıdan aşağıya doğru giderek küçülen ve hızlanan sistemler arasında durmaksızın dönüşen enerji, kesintisiz bir döngü içinde yolculuğunu sürdürmektedir.
Bu model üzerinden ilerleyerek evrenin işleyişini kavramak, görünmeyen evren dışı hakkında da bize değerli ipuçları sunmaktadır. İşleyişi daha derinlemesine anlamak adına, bazı temel tanımlamalar yaparak incelememizi sürdürelim.
Bu perspektiften bakıldığında, evrendeki her sistemin düzenli olarak tekrarladığı özgün bir görevi ve bu görevi tamamlamak için ihtiyaç duyduğu belirli bir zaman dilimi olduğunu gözlemliyoruz. Bu özgün görevi "Birim Fonksiyon", görevi gerçekleştirmek için gerekli süreyi ise "Birim Fonksiyonunu Gerçekleştirme Süresi" olarak adlandırmak, anlayışımızı netleştirecektir.
Evrenin temel ilke ve kurallarını bu şekilde sistematik bir yaklaşımla ele almak, yaşamın oluşumu ve evrenin işleyişi hakkında bize çok daha derin bir kavrayış sağlayacaktır. Bu benzersiz bakış açısı, yalnızca bilimsel merakımızı tatmin etmekle kalmayacak, aynı zamanda kainatın devasa mekanizması içindeki konumumuzu ve rolümüzü daha iyi anlamamıza da ışık tutacaktır.
Bu yeni yaklaşım, evrenin gizemlerini çözme yolculuğumuzda bize rehberlik edecek, bilimsel düşünce ufkumuzu genişletecek ve belki de varlığımızın daha büyük bir amacın parçası olduğunu kavramamıza yardımcı olacaktır.

Her sistem, kendine özgü "Birim Fonksiyon"unu yerine getirmek için üst sistemin sağladığı olanaklardan yararlanarak enerji elde eder. Bu süreçte, sistemlerin "Birim Fonksiyonunu Gerçekleştirme Süresi", boyutlarına göre farklılık gösterir.
Geniş ölçekli sistemler, Birim Fonksiyonlarını tamamlamak için daha uzun zaman dilimine ihtiyaç duyarken, küçük ölçekli sistemler bu işlevi çok daha kısa sürede yerine getirir. Örneğin, bir galaksi gibi devasa bir sistem kendi Birim Fonksiyonunu tamamlamak için milyonlarca yıl harcarken, bir hücre bu işlevi saniyeler veya dakikalar içinde gerçekleştirebilir.
Mikrodan makroya kadar uzanan her sistem, bu çok katmanlı yapı içinde olağanüstü bir uyum sergilemektedir. Bu sistemler, temel olarak aynı prensiplere ve ilkelere göre işleyerek evrenin bütünlüğünü açık ve net şekilde ortaya koyar.
Bu evrensel birliğin temelinde, özümseme kavramının rol aldığını anlamak, zor değildir. Özümseme, her sistemin çevresinden seçerek aldığı enerji ve bilgiyi kendi yapısına katma süreci olarak tanımlanabilir. Bu benzerlik, evrenin işleyişindeki tutarlılığı ve bütünlüğü vurgular.
Sonuç olarak, sistemler arasındaki işleyiş birliği, benzetim yapma olanağı sağlayarak evrensel ilkelerin daha kolay tespit edilmesine imkân tanır. Bu da, kainatın gizemli yapısını anlamamıza ve sistemler arasındaki ilişkileri daha iyi kavramamıza yardımcı olur.
Kainat kelimesi, sözlük anlamıyla "yaratılan her şey" olarak tanımlanır. Bu geniş kapsamlı tanım, evren kavramının ötesine geçer. Evren, bildiğimiz fiziksel gerçekliği ifade ederken, kainat çok daha kapsamlı bir anlam taşır. Bu bağlamda, kainat terimi sadece içinde yaşadığımız evreni değil, aynı zamanda evrenin dışında var olması muhtemel tüm olguları da kapsayan bir kavram olarak kullanılacaktır. Bu sayfalarda kainat kelimesi, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen tüm varlıkları ve olasılıkları kapsayan geniş bir kavram olarak kullanılacaktır.

Kainat, asla evrenden ibaret değildir. Çünkü, evren de kapsadığı tüm varlıklar gibi, yaratılmış bir varlıktır. Yaşamı, dışından gelen bir etkiyle başladı, gelişiyor ve bir gün son bulacak. Evrenin dışı, evren için bir zorunluluktur. Dışı olmadan, kendisi de, içi de olamaz.
Evren, tam bağımsız olmamakla birlikte, bir ara sistem veya bir sistemin organeli de değildir. Evren, başlı başına, müstakil olarak yaratılmış bir sistemdir.
Yukarıdaki ayet, evrenin haricinde, herhangi bir boyut veya ebat sınırlaması olmaksızın, benzerlerinin yaratılabileceğine işaret etmektedir.
Evrendeki sistemlerin işleyişinden elde ettiğimiz model, Kainatın bu yapıda olması gerektiğini göstermektedir. Bu modele göre, her katmanda, paralel evrenler bulunmalıdır. Bu Paralel Evrenler, içinde bulundukları katmana özgü büyüklük, hız, işleyiş ve zaman kavramlarına sahip olmalıdır. Tıpkı, evrenimiz içinde var olan diğer paralel sistemler gibi. Örneğin, hücreler, mensup oldukları gruba ait, kendilerine özgü büyüklük, hız, zaman ve işleyişlerinin olması gibi. Galaksiler, gezegenler, ağaçlar vb. gibi. Farklı ebatlarda ve farklı boyutlarda, iç içe yaratılan ardışık evrenler ise, büyüklük, hız ve zaman bakımından birbirlerine göre farklılıklar gösteriri.
Şimdi, Ardışık Evrenler kavramının, Kur'an-ı Kerim'de nasıl yer aldığını görelim.
Allah'tan başka ilah olmadığı inancı temel alınırken, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde neden çoğul 'Biz' ifadesi kullanılmaktadır?
Kur'an-ı Kerim, evreni, gökleri ve yeri olan ALEM olarak ele alır. İçinde yaşadığımız evren, daha büyük ve ardışık evrenlerin içerisinde yer almaktadır. Oluşturduğumuz model, evrenimizin dışında çok daha geniş bir yapının var olabileceğini göstermekte ve Kur'an-ı Kerim'deki ayetler de bunu desteklemektedir. Bu yapı, birbirine bağlı ve iç içe konumlanmış ardışık evrenler, farklı katmanlar ve boyutlardan oluşan devasa bir sistemi işaret etmektedir. Modelimiz, evrenimizin bu çok boyutlu ve karmaşık yapının yalnızca bir parçası olabileceğini göstermekte, böylece gerçekliğin çok daha kapsamlı ve çok katmanlı bir doğası olduğunu düşündürmektedir.

Madde ve Enerji İlişkisi
Yukarıdaki ayet, kainatın yapısına dair önemli bir bilgi içermektedir. Madde-Enerji ikilisinin arasındaki ilişki incelendiğinde, bu durum daha iyi anlaşılacaktır. Madde, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Daha derine inildiğinde, maddeyi meydana getiren şeyin, atomlarının içine sıkıştırılmış enerji olduğu görülür. Var olan tüm madde, tek bir formdaki enerjinin çeşitli şekillerde yapılandırılmasıyla oluşmuştur. Özetle, maddenin özü enerjidir. Diğer bir bakış açısıyla, madde, enerjinin görünebilen formudur.
Kainatın Yapısı ve Allah'ın Kudretinin Tecellisi
Aynı paralelde, iç içe ve farklı büyüklüklerdeki ardışık alemlerden oluşan kainat, Allah'ın kudretinin görülebilen forma dönüşmüş halidir. Alemler yokken Allah vardı ve kudret, yani enerji halindeydi. Bilinmek istemesiyle birlikte kudretini, alemleri yaratarak -muhataplarının algılayabileceği- maddeye dönüştürdü. Bu bağlamda, Allah'ın kudreti, yaratıcı özü, kainatın bütününe yaygın durumdadır.
Dikkat edilmesi gereken nokta, Allah alemlerin kendisi değil, yaratıcısı ve sahibi olmasıdır. Bu anlamda, Allah alemlerden, yani yarattıklarından müstağnidir. Başka bir deyişle, alemler ihtiyaçlı ve muhtaçken, Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu kudrettir, varlık ötesidir, başka bir ifadeyle var edendir.
Yarattığı her ardışık alem, her katman veya her boyut, yarattıklarına görünür halde ulaşmak üzere, kendisi içindir. İç içe her ardışık alem farklı büyüklükte olmakla birlikte, aralarındaki birlik ve düzeni sağlama açısından mahiyetleri aynıdır. Başka bir benzetme ifadesi ile, her ardışık alem, bir üstteki alemin kopyası gibidir. Bu aynılıktan dolayı, içlerindeki varlıklara “Biz” diye hitapta bulunurlar.
Dıştan içe doğru, yaratılanlara mekan olarak hizmet eden bu farklı katman ve hızdaki alemler, süreçlerinin sonuna geldiklerinde, Allah tarafından dürülecektir. Bu tıpkı okunup bitirilmiş bir kitabın kapatılıp rafa kaldırılması gibi bir durumdur. Süreci tamamlanmış alemin boşluğuna Allah’ın kudreti tecelli edecek; yani görünür ve bilinir halde ortaya çıkacaktır.
Başka bir benzetmeyle; kainat, perdeye yansıtılan bir görüntüyse, Allah o görüntünün her zerresine can veren ışık gibidir. Işık, perdede oluşan görüntüye muhtaç değildir; ancak resim görünebilmek, var olabilmek için ışığa muhtaçtır. Işık yoksa, görüntü de yoktur. Allah, arı, saf ışığın kendisi; kainat ise o ışığın yansıması gibi, enerjinin görünen ve algılanabilen maddeye dönüşmüş hali gibidir.
Zamanı gelip süreci tamamlanan alem, yani ışığın önündeki parçacıkların oluşturduğu gölgeler kaybolduğunda, boşalan yerleri yine saf ışık dolduracaktır. Her şey aslına geri dönecek ve ışığın içine, kayıpsız halde yeniden karışacaktır. Allah’tan hiçbir şey eksilmez, hiçbir şey artmaz. Ezeli ve ebedi olan sadece Allah'tır. Yaratılan ise takdir edilen süreye, vadeye tabidir.
Evrendeki mevcut sistemler üzerinden, elde ettiğimiz Yaratılış Modelinden hareketle, aynı kural ve ilkelere bağlı kalarak oluşturduğumuz, Kainat Modelini inceleyelim.
Hayat, modelimizde yer alan sistemlerin hassas etkileşimlerinin bir sonucu olarak meydana gelmiştir. Bu sistemlerin özenle seçilmiş ve belirli bir amaca hizmet etmek üzere tasarlanmış gibi görünmesi, evrenin birleşik bir irade doğrultusunda ilerlediğini göstermektedir. Dünya'nın diğer gezegenlerden farklı olarak, yaşama ev sahipliği yapacak şekilde düzenlenmiş olması, bu seçilmişliğin en çarpıcı örneğidir.
Şimdi, düşünce ufkumuzu genişleterek şu soruyu ele alalım: Hücreyi çevreleyen bu üst sistemlerin her biri eğer bilinç, kudret ve irade sahibi olsalardı, acaba tüm hücrelere nasıl seslenirlerdi?
Bu soru, bizi varlığın farklı katmanları arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye ve hayatın özünü daha derin bir perspektiften anlamaya davet etmektedir. Her bir sistem kendi ölçeğinde ve işlevinde benzersiz olsa da, hepsi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan bir bütünün parçalarıdır.
Modelde iç içe yer alan sistemler, canlılığın oluşumu için seçilmiş sistemlerdir. Galaksiler arasında Samanyolu galaksisinin, gezegenler arasında Dünya'nın, canlılar arasında insan formunun seçilmesi, bu seçilmişliğin somut örnekleridir. Bu kavramı ardışık evrenler veya alemlere uyarladığımızda, her katmanda yaratılan varlıklara mekan sağlamak üzere yaratılmış ardışık alemler, "Seçilmiş Ana Alemler" olarak, Kur’an-ı Kerim’de ise, “Biz” ifadesiyle karşımıza çıkar.
Bu alemler, Allah'ın iradesinin hakimiyeti altında ve kudretinin yansıması niteliğindedir. Önemle belirtmek gerekir ki, bu alemler Allah'ın kendisi değil, yarattığı her katmana erişim sağlamak amacıyla özel olarak seçtiği ve var ettiği mekanlardır. Bu ince ayrım, Kur'an-ı Kerim'de "Allah" kavramı ile "Biz" ifadesinin farklı bağlamlarda kullanılmasıyla da vurgulanmıştır.
Biz, en içten en dışa doğru giderek büyüyen bu mekan konumundaki ANA EVREN veya ALEMLERİN içinde yaşıyoruz. Allah, yaratılmış olan tüm alemlerin Rabbidir.
Yaratılış, en dıştan en içe doğru gerçekleşir. Kuran'da belirtildiği üzere, Allah sürekli yaratma halindedir. İçinde bulunduğumuz evren, rastgele veya sebepsiz bir zamanlama ile ortaya çıkmamıştır. Modelden anlaşılacağı gibi, yaratılış sırası evrenimize geldiği için, -tıpkı Dünya'nın yaratılış zamanı geldiğinde oluşturulması gibi-, evrenimiz de vücuda getirilmiştir.
"Yaratılış Modeli"nden esinlenerek geliştirdiğimiz "Kainat Modeli", evrenin yapısına dair çarpıcı bir bakış açısı sunmaktadır. Bu model, Yaratılış Modeli'ndeki temel ilkeleri birebir yansıtarak, kainatın gizemli dokusunu gözler önüne sermektedir.
Model, kainattaki tüm varlıkların seçilmiş ardışık alemler içerisinde var olduğunu göstermektedir. Bu perspektife göre, yaratılmış her şey, bu çok katmanlı evrenler ve alemler sistemi içinde kendine özgü bir yer bulmaktadır.
Bu muhteşem yapı, her ardışık evren veya alemin, kendi içinde benzer bir düzeni tekrar ederek çoğalmasıyla oluşmuştur. Her yeni alem, aynı irade ve bilincin tekrarı tezahürüdür. Her birine Allah’ın iradesi hakimdir. Kur'an-ı Kerim'de bu düzen, çoğul bir ifade olan "Biz" zamiriyle anlatılmaktadır. “Biz” kelimesi, yaratılışın çok boyutlu ve katmanlı yapısını ifade etmektedir. Her katman ve boyut, Allah'ın iradesine göre yeniden şekillenmiştir.
Kainatta büyük-küçük kavramı görecelidir ve ancak bir karşılaştırma yapıldığında anlam kazanır. Bir hücre çıplak gözle göremeyeceğimiz kadar küçükken, bir galaksi kavrayamayacağımız kadar büyüktür. Evrenin devasa büyüklüğü de bizim algımıza göredir. Oransal olarak düşünüldüğünde, dünya bir hücreye kıyasla çok büyük olmasına rağmen, evren ölçeğinde bir toz tanesi bile değildir.
Katmanlar arasında bire bir karşılaştırma yapıldığında, genel anlamda bir fark olmadığı görülür. Üst ve alt alemleri büyüklükleri açısından oransal olarak eşitlediğimizde, her açıdan benzer özelliklere sahip oldukları anlaşılır. Temel fark, yalnızca atom boyutuna bağlı olarak değişen büyüklüktür.
Her alem kendi gerçeklik ilkelerine göre var olurken, diğer alemlere göre yoktur. Örneğin, bizim perspektifimizden, dışımızdaki tüm ardışık evrenler yok hükmündedir. Bu durum, belli bir frekans aralığındaki sesleri algılayabilmemize benzer. Frekansları oransal olarak eşitlediğimizde, aralarında ayrım olmadığı ve hepsinin birer ses dalgası olduğu anlaşılır. Gerçekte o sesler bize göre yok hükmünde olsa da, ilgili algılayıcıları tarafından var kabul edilirler.

Kainatta hiçbir şeyin standart bir büyüklüğü, hızı veya zaman algısı yoktur. Tüm bu özellikler, yaratıcının amacına göre değiştirilebilir ve düzenlenebilir. Bildiğimiz atom ebadı, sadece evrenimizin ölçütlerine göre standart kabul edilir.
Atomu belirli bir büyüklükle sınırlandırmak ve "daha büyüğü olamaz" veya "daha küçüğü yaratılamaz" demek, Allah'ın gücünü kısıtlamak, sınırlandırmak anlamına gelir. Bu tür bir sınırlama, yaratıcının sonsuz kudretini yanlış yorumlamak olur.

Her katmanın atom yapısı kendi içinde standarttır. Farklı bir katmana ait nesneler, farklı katmanların algısına hitap etmediği için algılanamaz. Bu nedenle, boynumuzda asılı bulunan alemi görüp dokunamayız. Göğüs hizamızda, kalp bölgemizde taşıdığımız alemin atom standardı bize göre küçük olduğundan, içindeki nesneler bizim algımıza hitap etmez ve onları madde olarak algılayamayız.
Aynı şekilde, ardışık evrenler arasındaki katman farkı nedeniyle, her katmanın atom yapısı kendine özgüdür. Büyük evrenin atom ebadı oransal olarak daha büyük, küçük evrenin atom yapısı ise oransal olarak daha küçüktür.
Biz, yalnızca kendi boyutumuza uygun ölçülerde yaratılmış atomlardan oluşan varlıkları madde olarak algılayabiliriz. Diğer katmanlardaki varlıklar bizim için yok hükmündedir, tıpkı bizim de diğerlerine göre yok hükmünde olduğumuz gibi.
Yoktan yaratılış kavramının iki temel açılımı vardır:
Kur'an-ı Kerim'in bu evrenin algısına hitap etmesi nedeniyle, yoktan yaratılış kavramı bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Düşün !...
Modelleme sonuçlarımızdaki hiyerarşik yapı, evrenimizin içinde mikro evrenlerin varlığına işaret etmektedir. Bu küçük evrenler, bizim algı düzeyimizden farklı bir iç katmanda bulunduklarından, duyusal sınırlarımızın ötesindedir ve bu nedenle bizim için "yok" hükmündedir. Daha açık bir ifadeyle, beş duyu organımızla algılayamadığımız bu evrenlerin atom yapısı bizimkinden farklı ve çok daha küçük ölçektedir.
Bu mikro evrenlerin atom yapısı, bizim evrenimize kıyasla çok daha hızlı bir şekilde işler. Bu hız farkı, söz konusu evrenlerin dinamiklerini bizimkinden önemli ölçüde farklılaştırır. Doğal olarak, bu durum iç evren veya alemin zaman kavramının da bizimkine göre çok daha hızlı ilerlediğini gösterir.
Bu noktada, konuyu somutlaştırmak adına çarpıcı bir örnek vermek yerinde olacaktır. Bizim boyutumuza hitap eden Kur'an-ı Kerim, bu mikro alemlerin, bizim zaman algımıza göre sadece altı günde yaratıldığını belirtir. Bu konu, ileride daha detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

Bu ayet, aşağıdaki ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde, ardışık alemlerin canlı varlıklara ve hatta insan formunda olduklarına işaret etmektedir. İnsan olarak bizlerin varoluşu göz önüne alındığında, doğal olarak bizi yaratanların da insan olabileceğini düşünmek elbette akla en uygunudur. Bu çıkarım, Allah'ın insanı kendi ruhundan, özünden yarattığı bilgisiyle desteklendiğinde şüpheye yer kalmamaktadır.
Yukarıdaki ayet, tüm insanlığın yaratılışını tek bir kişinin yaratılışına benzetmekte ve böylece insanı alemin merkezinde konumlandırmaktadır. Bu, aslında tüm alemin bir insana eşlik ettiğini işaret etmektedir. Başka bir deyişle, büyük evren büyük insana, küçük evren ise küçük insana eşlik eden alemdir.
Allah'ın kudret ve idaresinde bulunan, bize mekan ve kaynak teşkil eden bu iç içe evrenlerin her biri, kendi katmanında yaşayan bir insana eşlik etmektedir. Her katman birbirinin aynısıdır, yani her katmanda aynı kişi yaşamaktadır. Kainatın birliği ve düzeni bu şekilde sağlanmaktadır.
Alemlerin her biri bir diğeriyle aynı vasıflara sahip olduğundan, ayetlerde 'Biz' kelimesi kullanılmaktadır. Dolayısıyla, her alem bir insana eşlik ettiğine göre, aradığımız küçük alem, her insanın "boynunda taşıdığı" alemdir.
Küçük Alem...
Küçük Alem veya Küçük Evren...
Her insan, boynunda küçük bir evren, diğer adıyla alem taşır. İnsan, bu alem sayesinde esnek ve karmaşık işlevlerini yerine getirir. Tüm canlılar, onun aracılığıyla doğuştan gelen içgüdüsel davranışlarını kazanır.
İnsanın fiziksel özellikleri genlerle belirlenirken, yetenekleri, bilişsel ve davranışsal özellikleri bu sistem aracılığıyla şekillenir. Yaratılış sırasında, gezegenler, güneş, yıldızlar, burçlar ve çevredeki insanlardan gelen bilgi yüklü elektromanyetik dalgalar, doğacak bireyin özelliklerini ana rahminde iken etkiler.
Hücrelerimiz ve organlarımızın vücudumuzu yönetmesiyle fiziksel aktivitelerimizi gerçekleştirdiğimiz gibi, bilişsel ve davranışsal eylemlerimizi de alemimiz sayesinde yaparız.
Yaşam boyunca gerçekleşen her eylem bu sisteme kaydedilir. İnsan beyniyle düşünse de, kararlarını vicdanını ve duygularını yöneten kalbine danışarak verir. Göğsümüzde hissettiklerimiz, alemimizden yükselen dalgalardır.
Her canlının sahip olduğu bu sistem, işlevleri ve hissettirdikleriyle algılanır. Göz, kulak ve beyin görevlerini yaparken, tercihlerimizi aslında alemimizin kararına göre şekillendiririz. Çünkü huzur, pişmanlık ve hesap verme gibi duygusal deneyimler bu sistemle bağlantılıdır.
Vücudun altyapısında çeşitli organlar bulunurken, küçük alemin altyapısında galaksiler yer alır. Bu galaksilerden yayılan dalgalar, insanın içgüdü ve dürtülerini oluşturur. İnsan geliştikçe bu sistemler de evrilir.
Kuran-ı Kerim'de, havada asılı duran bir kuşa veya yazılıp okunan, kayıt altına alan bir kitaba benzetilen bu sistem, açıkça "alem" olarak adlandırılır.
Yaratıcı, yarattıklarını bu sistem aracılığıyla şekillendirir ve yaşatır. Sistemin bedenle bağı koptuğunda beden ölür ve toprağa karışır. Ancak, alemin içindeki tüm bilgiler korunur. İnsan diriltilirken bu bilgiler esas alınır ve içindeki kayıtlara göre sorgulanır. Allah, bu sistem üzerinde mutlak tasarrufa sahiptir ve içindeki en ince ayrıntıyı bilir. Bu, bir bilgisayarın sabit diskini okumak kadar basit bir iştir.
Kur'an ayetleri bu bilgiler ışığında daha iyi anlaşılacaktır.

Evren & Alem
Alem & Evren, bu sayfalarda aynı anlamda kullanılmakla birlikte, bundan sonraki bölümlerde, yanlış anlaşılmaları engellemek ve anlatımda sadelik adına, içinde yaşadığımız alem EVREN, içimizde yaşayan evren ALEM olarak ifade edilecektir.
Kur’an-ı Kerim, bütün alemleri, açık ve net olarak, gökleri ve yeri olan bir sistem olarak anlatmıştır. Bu ifade hem içinde yaşadığımız evrene, hem de içimizde yaşattığımız evrene yani küçük aleme dair ifadedir. Bazı ayetlerde bu daha belirgin anlatılmıştır. Örneğin, (Rum 26) ayetinde, Allah’ın kontrolündeki evren anlatılırken, (Casiye 13) ayetinde, insanın kontrolündeki evren işaret edilmiştir. Bu ayetten , her ne kadar “göklerde ve yerde olanların insana hizmet ettikleri” manası, ilk akla gelen olarak öne çıksa da, bu her şeyde olduğu gibi kolayca görünen kısmı ifade eder. Daha detaya inildiğinde, farklılıklar olduğu anlaşılır. Bu nedenle, tıpkı yap-boz örneğinde olduğu gibi büyük resmi görebilmek için, daha fazla parçayı bir araya getirmek gerekir.
Aşağıdaki ayette, gökler ve yerden bahsediliyor. Dikkat edilirse, içinde yaşadığımız evren de, içimizde yaşayan alem de aynı örneğe yani, ayrım gözetilmeksizin, her ikisi de kitaba benzetiliyor. Bu benzetimi, farklı ayetlerde de görmek mümkündür. Bu durum, her ikisinin de, aynı mahiyette olduklarına dair önemli bir işarettir.
