
Biz
Kur'an-ı Kerim'de sıkça kullanılan "Biz" çoğul ifadesi, içinde bulunduğumuz mekanı oluşturan iç içe geçmiş ardışık evrenlere işaret etmektedir. Bu kozmik yapı, her evrenin kendi içinde benzerini yaratması sonucu ortaya çıkmıştır.
Varlığı en dıştan veya en başından yaratmaya başlayan irade, yarattıklarına ulaşmak amacıyla her katmana tecelli etmek üzere kendisini de her katmana uygun formda yeniden yaratmıştır. En dış evrenden en iç evrene kadar uzanan bu kozmik zincirde, tüm alemler özünde birbirine denktir. Aralarındaki tek fark, ardışık konumlanmaları sebebiyle boyutları ve işleyiş hızlarıdır. Dıştan içe küçülmekte ve hızlanmaktadırlar. Tüm bu alemlerin ortak hedefi, Allah'ın iradesi doğrultusundadır. Bu kainatın birlik ve düzeninin korunması için önemlidir.
Örneğin, en dıştaki alemde "A" adında bir kişi varsa, en içteki alemde de "A" adında bir kişi mevcuttur. Boyutları ve işleyiş hızları farklı olsa da, her açıdan aynı özelliklere sahiptirler.
Kainat çok sayıda ardışık evrenden yaratılmış olsa da, en üst aleme gidildiğinde, tüm yaratılmışları kapsayan tek bir alem olduğu anlaşılır.
Kainatın genel dengesi ve düzeninin korunması için, bu alemler arasında irade birliğinin olması şarttır. Eğer herhangi bir alem farklı bir iradeye sahip olsaydı, bu durum tüm sistemi kökten etkileyerek kozmik dengeyi bozardı. Bu sebeple, en iç evrenden en dış evrene kadar her ana evren, bir diğerinin benzeri olup Allah'ın iradesine tabidir. İşte bu yüzden Kur'an ayetlerinde "Biz" çoğul ifadesi kullanılmaktadır.
Bu evrenler, Allah'ın her boyutta fiziksel olarak tecelli etmek üzere yarattığı alemlerdir. Aralarındaki tek fark, fiziksel boyutları ve işleyiş hızlarıdır. Her biri, ilahi hizmette ve O'nun iradesiyle hareket ederek, sıranın kendilerine gelmesini bekler.

Enerjinin Dönüşüm Yolculuğu
Enerji, en üst katmandan en iç katmana doğru, seçilmiş ardışık ana sistemler aracılığıyla süzülür. Bu süreç, adeta kozmik bir damıtma işlemi gibidir.
Başlangıçta dağınık halde bulunan enerji, en üst katmandan yolculuğuna başlar. İçe doğru ilerledikçe, giderek hızlanan sistemler tarafından sürekli dönüştürülür ve geçtiği her katmana hayat verir.
Bu süreç, kaba formda bulunan enerjinin her geçişte inceltilmesi olarak düşünülebilir. Enerji, adeta kozmik bir huniden geçirilerek, en hassas sistemin kullanabileceği forma dönüştürülür.
Her sistemin temel işlevi özümsemedir. Kaynağın kullanılabilir kısmı ayrıştırılırken, sistem için kullanılamaz durumdaki posa kısım dışarıda bırakılır. Bu, evrensel bir arıtma sürecidir.
Örneğin, Dünya, Güneş'in zararlı ışınlarını filtrelerken faydalı ışınları özümser. Benzer şekilde, canlılar faydalı besinleri seçer ve tüketir, sindirim sistemi besinlerin yararlı kısımlarını ayırır, hücreler ise kandaki gerekli maddeleri özümser.
Bu süreç, özü posadan ayırma ve arıtma işlemidir. Her sistem, kendisine uygun kaynağı ayrıştırır ve faydalı kısmı özümser.
Enerji, hücre içinde en saf haline ulaşır. Canlılığın ortaya çıkarılmasının hedeflendiği bu süreçte, son durak hücre, daha spesifik olarak enerji üretim merkezi olan mitokondridir.
Hücre, geri dönüşün başlangıç noktasıdır. En saf haline getirilen enerji, buradan geri dönüşe başlayarak üst sistemlerin ihtiyaçlarını karşılar.
Aşağıda, bu süreci görselleştirmek için, her sistemin özümseme işlemi, bir film perdesine yansıtılan, hedefine kilitlenmiş bir ok görüntüsü olarak modellenmiştir. Başlangıçtaki beyaz perde, temiz sistemi temsil eder. Posa içeren kaynağı bünyesine kabul ettiğinde, perde temsilen kararır. Ayrıştırma sürecinde perde rengi değişir, süreç sonunda arıtma tamamlanır ve enerjiye ulaşıldığında perde tekrar beyaz haline döner.
Aşağıdaki görüntüde, iç içe üç ardışık sistemin bir arada çalışma mantığı sembolize edilmiştir. Bunlar, canlı, sindirim sistemi ve hücre olsun. Özümseme süreci aynı kalmakla birlikte, her biri bu süreci farklı hızlarda yerine getirirler.
Sürecin işleyişi kısaca şöyledir:
Her sistem, başlangıç itibariyle, üzerinde herhangi bir olumsuzluk olmadığını temsilen, beyaz olarak perdeye yansır.
Her kaynak, sistem açısından öz+posa birleşimi olduğundan sisteme, posadan ötürü olumsuzluk girmiştir. Bunu temsilen arıtma süreci esnasında perde renklenir.
Özümseme sonlandığında sistem posadan kurtulur ve enerjiye ulaşır. Bu durum aynı şekilde, üç ardışık evrene uyarlandığında aşağıdaki gibi gerçekleşir.
Bu süreci ardışık evrenler bağlamında düşünürsek şöyle uyarlanabilir: Evren doğduğunda tertemizdir. Yaşam sürecinde olumsuzluklara maruz kalarak kararır. Genel anlamda posa dediğimiz şey, alemler açısından kirlenme, günaha girme şekline dönüşür. Arınma sürecinde posa, yani günahlar ayrıştırılır. Alem ilk yaratılıştaki saf haline döner ve öz enerjiye ulaşılır. Artık alem üzerinde hedef gerçekleşmiş ve süreç olumlu olarak sonuçlandırılmıştır. Süreç tamamlandığında alem dürülür ve ilk alındığı gibi -tertemiz olarak- iade edilir. Dürülen evrenin boşluğunu kainatın özü olan saf ışık kaplar.
Bütün bu açıklamalar ışığında aşağıdaki ayet, daha açık ve net anlaşılacaktır.
Allah, yarattığı tüm alemlerden farklıdır. Alemler yaratılandır, Allah onları Yaratan ve kudretiyle sürekli destekleyendir. Alemler birer görüntü ise, Allah onların perdeye yansımasını sağlayan, aydınlatan ışıktır. Alemler sistemler ve düzenlerden oluşurken, Allah sonsuz enerji ve kudretin kaynağıdır.
Alemler yokken, zaman ve mekân yokken, yalnızca Allah vardı. O, salt kudret, saf enerji halindeydi. Sonra, kendi iradesiyle alemleri yarattı. Doğan, büyüyen, değişen ve kendisine muhtaç olan bu alemleri yaratarak, sınırsız kudretini görünür ve bilinir kıldı.
Allah, her bir katmana, her bir boyuta nüfuz etmek, tecelli etmek üzere "Biz" dediği ve iç içe ardışık alemleri yarattı. Böylece ilahi kudret, enerji ve öz, tüm kainata yayıldı. Her biri kendine özgü bir hızla işleyen bu alemler, ilahi özü içlerinde barındırır ve en içteki aleme doğru ilerledikçe bu öz daha da yoğunlaşır. Daha açık anlatımla, kudret, enerji, öz tüm kainata dağılmış haldedir. İçe doğru inildikçe işleyiş hızları artan bu alemlerde özümsenerek, en iç alemde yoğunlaşır. En iç alem, tıpkı bir hücrede enerjinin yoğunlaşması gibi, sürecini tamamlar ve geri dönüş başlar. Son alem, okunması tamamlanmış bir kitap gibi sona erer.
En içteki alem, bu ilahi yolculuğun nihai durağıdır. Okunması tamamlanmış bir kitabın son sayfasına gelmiş gibi, bu alemde süreç tamamlanır ve her şeyin kaynağına geri dönüş başlar.
Kitapların sayfaları gibi dürülüp iade edilecek olan (insanların yaygın kanısına göre yok olacak olan), içinde yaşadığımız evren değil, ardışık alemlerin uzantısı durumunda olup, bu evrenin içinde sürecini tamamlayacak olan en küçük alemdir. Bu alem, seçilmiş ardışık alemlerin hiyerarşisinde, bizim boyutumuzda ve evrenimizde varlığını sürdüren son halkadır.
Her yeni doğan alem gibi, bu alem de doğduğunda saf ve temizdir. Sürecini tamamladığında yine arındırılarak ilk haline döndürülür ve iade edilir. "İade" kavramı, yalnızca mekan konumundaki seçilmiş ardışık alem sahiplerine özgü bir süreçtir.
Yaşam sürecinde olumsuzluklara maruz kalan ve kirlenen alem, arıtılarak temizlenmiştir. Enerjinin içten dışa doğru geri dönüşü gibi, alemler de sırası geldikçe arıtılır ve iade edilir. Sıra, içinde bulunulan evrenin ve alemin arıtılmasına gelmiştir. O gün, artık o alem için hesap vakti, yani pozitifle negatifin, iyi ile kötünün ayrıştırılacağı zamandır.
Her yeni doğan insanın alemi tertemizdir; ancak zamanla kirlenir. Kendisine emanet edilen alemi arıtan ve temizleyen, yaratılış gayesini yerine getirir ve kurtuluşa ermiş olur.
Kainatın mülkü yalnızca Allah’ındır ve kesintisiz olarak, her an O’na aittir. Tecelli etmek üzere yarattığı her alem ise, O’nun varisidir. Sırası geldiğinde, alemi arıtılıp dürüldüğünde, kudret O’nun eline geçeceği için O artık, “BİZ” değil “O” olur.
Allah, kudret halinde iken görünmez bir durumdadır; bu, Hz. Musa kıssasında, Allah'ın dağa tecelli ettiğinde yaşanan duruma benzer. Allah, bu şekilde, kendisi için yarattığı alemlere tecelli ederek görünür hale gelir.
Artık O'nun bilinen anlamda -EŞİ- yani alemi yoktur. Sağ eliyle dürülen aleminin yerine kainatın kudreti yerleşmiştir. Artık O, herşeyin varisi olarak, kudretini eline almış ve görünür halde dünyaya tecelli etmiştir. O'nun Alemi, ardışık evrenlerden oluşan tüm kainattır. Bütün alemlerin yaratıcısı O olduğundan, "çocuk" kavramı O'nun için anlamsızdır, var olanlar O'nun yarattıklarıdır. O, bütün evrenlerin yani, Alemlerin Rabbi Allah’tır.
Tüm kainatı, kainatın dışında iken yaratmıştır. Farklı boyutlarda yarattığı varlıklara ulaşmak için, her evreni kendine bir basamak yapmıştır. Bu nedenle, evrenlerde bizzat ortaya çıkışı, O’nun ilk kez doğuşu anlamında değildir. Her insana, eşlik eden alemi, bu boyuttadır. Oysa, O bu boyuttaki alemini arıtıp dürmüştür. Artık O, kainatın özüdür, O’nun bu anlamda benzeri de yoktur.
Allah, bütün alemlerden müstağnidir. O, ezelden beri vardır ve sonsuza kadar da var olmaya devam edecektir. Ancak, her boyutta, her evrende, her alemde, hem ilktir hem de sondur.