
Konular, İçinde yaşadığımız Evren açısından ele alınmıştır,
Evrenin yönetimi,
Evrenin insani işaretleri,
Küçük Alemin, Evren içindeki işlevi,
Alemler arası zaman algısında farklılık,
Evrenin ömrüne dair konulara yer verilmiştir.
Kur'an-ı Kerim ayetleri, ağırlıklı olarak benzetimler içermesi sebebiyle, çok katmanlı anlamlar barındırabilir. Bu nedenle, ayetlerin titizlikle ve geniş bir perspektifle ele alınması önemlidir. Yukarıdaki ayet, tüm insanların yaratılışının tek bir insanın yaratılışı kadar kolay olduğu gibi basit bir çıkarım yapılabilir. Ayet bu anlama gelmekle birlikte, evrende var olan her şeyin tek bir kişinin yaratılmasıyla meydana geldiği anlamına da gelir. Başka bir deyişle, evren üst katmanın fiziksel ölçütlerine göre yaratılmış bir insana eşlik etmektedir. Dolayısıyla, bu sayfalarda izah edilen Kainat Modeli çerçevesine uygunluğu, dikkat edilmesi gereken kritik noktalardan biridir. Bu bilgi ışığında ayet, asıl anlatılmaya çalışılan manasıyla idrak edilecektir: Evren ve muhteviyatının tamamının yaratılışı, tek bir insanın yaratılmasından ibarettir ve evren bir insana eşlik eden büyük alemdir.
Allah, kendi suretinde yarattığı ve yeryüzüne halifesi olarak gönderdiği insana, kendi aleminin bir benzerini vermiştir. Mekan olarak yaratılan bu evren de bir insana refakat etmektedir.
Burada karıştırılmaması gereken mühim nokta şudur: Allah alemlerden müstağnidir. Yani kainat olarak adlandırdığımız, iç içe yaratılmış olan alemlerin her biri bir sistem iken, Allah onların kudret ve enerjisidir. Bir benzetme yaparsak, kainat perdede oluşan bir görüntü ise, Allah görüntüdeki her zerreye can veren ışık gibidir.
Alemler, bir bütün halinde Allah'ın iradesinde yaratılır, doğar, yaşar, gelişir, ihtiyaçlıdır ve olumlu-olumsuz olaylara sahne olabilir. Daha basit bir anlatımla, yaratılmış hiçbir varlık saf enerji olmadığından, varlığı ebedi ve ezeli olamaz. Ancak Allah, doğmamış ve doğurulmamıştır; varlığı ebedi ve ezelidir. Her şey O'na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir. İşte bu sebepledir ki, Allah alemlerden müstağnidir.
Evrenin yaratılmış olması, onun da diğer tüm varlıklar gibi sonlu ve sınırlı olduğunun en belirgin kanıtıdır. Evrendeki yaşamın temel kaynağı, su ve topraktır. İnsanın da evren gibi bir aleme sahip olması nedeniyle, su ve toprak her ikisi için de aynı anlamı taşır.
Hatırlatma : Kavramların daha kolay anlaşılması adına, içinde yaşadığımız alemi "Evren", içimizde var olan evreni ise "Alem" olarak tanımlayalım. Bu iki kavram özünde aynı olmakla birlikte, bu ayrım konunun daha net anlaşılmasını sağlayacaktır.
Evren, yaratılmış bir varlık olarak, kainat zincirinde önemli bir halka ve dönüştürücü rolü üstlenir. İçi ve dışı birbirinden ayrılmaz bir bütündür; biri olmadan diğeri var olamaz. Bir başlangıcı olduğu gibi, kaçınılmaz bir sonu da vardır.
Bu kozmik yapı, belirli bir bilinç ve irade doğrultusunda sürekli gelişim gösterir. İçinde barındırdığı canlılara yol göstermek ve rehberlik etmek üzere aracılar gönderir. Evrenin genel işleyişine göre şekillenen istekleri vardır ve aynı zamanda içinden yükselen isteklere, yani dualara icabet eder.
Bu dinamik süreç, evrenin canlı ve etkileşimli bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Tıpkı bir organizma gibi, kendi içinde ve dışında gerçekleşen olaylara tepki verir, adapte olur ve evrilir.
Her ardışık evren, üst boyutta yaşamakta olan bir insana eşlik etmektedir. Bizler, göremeyeceğimiz, devasa bir insanın aleminde yaşam sürmekteyiz. İçinde bulunduğumuz evrenin tarihsel akışını incelediğimizde, onun tıpkı gelişmekte olan bir insan gibi davrandığını gözlemleyebiliriz.
Yüce Allah, peygamberler aracılığıyla Dünya düzenine yön vermiş, onu şekillendirmiş ve zaman zaman gidişatı kökten değiştirmiştir. İnsanlığın iyiye ve güzele ulaşabilmesi, doğru yolun belirginleşmesi ve somut bir forma kavuşabilmesi için sayısız aşamalardan geçilmiştir. İçinde yaşadığımız aleme eşlik eden büyük insan, bütün bu tecrübeleri edinmiş, çocukluk evresinden başlayarak yavaş yavaş olgunlaşma evresine girmiştir.
Tüm semavi dinler, insanlığın gelişimine paralel olarak kademeli bir şekilde nazil olmuş ve buna koşut olarak evrene eşlik eden kişi de tekamül etmiştir. Yeryüzünde yaşanan her deneyim, bütüncül bir yaklaşımla üst aleme katkı sağlamıştır. Bu sebeple, yeryüzündeki birlik ve düzen, evrenin yönetimi açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Tek bir insan alemi ile birlikte, tüm evren idare edilmektedir. İç içe geçmiş evrenler düzeyinde en üst katmana çıkılsa dahi, bu "tek kişi" kuralı değişmez. En dış katmanda yine tek bir insan vardır. Bu kozmik hiyerarşi, evrenin bütünsel yapısını ve yönetim prensibini anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.


Düşün !...
Kainatın düzeninde, küçük alemler evrenin yaşamsal hücreleri rolünü üstlenir. Tıpkı bir hücrenin insan vücudundaki hayati işlevleri gibi, her bir küçük alem de evrenin bütünsel işleyişine katkıda bulunur.
Bu mikro-makro ilişki, evrenin işleyiş mekanizmasını anlamak için düşündürücü bir perspektif sunar. Nasıl ki vücudumuzdaki her hücre, organizmamızın sağlığı ve işlevselliği için çalışıyorsa, her küçük alem de evrenin harmonisi ve dengesi için benzer bir görev icra eder.
Küçük alemlerde oluşan veriler, adeta bir senfoni orkestrasının farklı enstrümanları gibi bir araya gelerek, evrenin algılarını ve duygularını şekillendirir. Bu kolektif etkileşim, evrenin kendi işlevlerini yerine getirmesinde kritik bir rol oynar.
Bu bağlamda, her birimizin evrene sunduğu katkı, sanıldığından çok daha büyük bir öneme sahiptir. Bireysel deneyimlerimiz, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz, sadece kendi küçük alemimizi etkilemekle kalmaz, aynı zamanda evrenin büyük resminin oluşmasına da katkıda bulunur.
Kur'an-ı Kerim, her alemin kontrol ve yönetim merkezini "Arş" olarak tanımlar. Allah, yarattığı her aleme kendi özünden, nurundan verir. Bu ilahi dokunuş sayesinde, her alem bilinç, farkındalık ve irade kazanır.
Allah ile kul arasındaki bu iletişim ağı, evrenin her zerresinde Yaratıcı'nın varlığını hissettiren bir mekanizma olarak işlev görür. Bu sayede Allah, alemin içinde cereyan eden her olayı bilir, görür ve haberdar olur. Bu yakınlık o denli derindir ki, Kur'an'ın ifadesiyle Allah insana "şah damarından daha yakın"dır; varlığının merkezinde, aleminin tam içindedir.

Bu ilahi bağlantıyı modern teknoloji terimleriyle açıklamak gerekirse, bir bilgisayarın işleyişine benzetebiliriz. Nasıl ki bir bilgisayarın sabit diski (HDD) verileri yazar, okur, kaydeder ve işlemciye (CPU) aktarırsa, Allah'ın yarattığı bu sistem de benzer bir şekilde işler. Her küçük alem, içinde yaşadığımız evrenin merkezi yönetim sistemiyle sürekli bir bağlantı halindedir.
Bu kozmik yapı, adeta devasa bir internet ağı gibi çalışır. Her bir alem, bu ağın bir nodu gibi işlev görür; sürekli veri alışverişinde bulunur, bilgi paylaşır ve evrenin bütünsel işleyişine katkıda bulunur.
Evrenin işleyişi, birlik ve bütünlük üzerine kurulu bir sistemdir. Tüm veriler ve olaylar, adeta bir nehrin kolları gibi, alemin merkezine doğru akar. Bu akış, insan kalbinin derinliklerinde hissedilen duyguların kaynağıdır.
Her küçük alemin deneyimlediği eylem ve beraberindeki duygu, tıpkı yağmur damlalarının okyanusa karışması gibi, evrenin sahibine yükselir. Bu evrene eşlik eden büyük insan, tüm bu deneyimleri birleşik bir şekilde kendi duyguları olarak algılar. Bu süreci, vücudumuzdaki her bir hücrenin ürettiği enerjinin, üst sistemde birleşmesine benzetebiliriz.
Birleşme esnasında, çokluktaki birimlerin ağırlığı önemlidir. Örneğin, belirli bir vitamin çeşidine yönelik gıdalar çoğunluktaysa, bu vitaminin hissettirdiği hissiyat baskın olacaktır. Evrenin işleyişini anlamak, aynı zamanda bireyin kendi içindeki bu birleşmeyi ve uyumu fark etmesine yardımcı olur.
Kalpte oluşan hissiyatlar, beyin tarafından işlenir ve değerlendirilir. Beyin, vücudumuzdaki tüm süreçleri yöneten merkezi bir kontrol ünitesi gibidir. Vücudumuzun herhangi bir yerinde rahatsızlık başladığında, bu bilgi beyne ağrı veya sızı şeklinde iletilir. Beyin, bu sinyalleri değerlendirir ve vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirir.
Gerekli önlemler alınır ve vücut iyileşmeye çalışır. Eğer bu müdahale yeterli olmazsa, sorun büyür ve beyne gönderilen sinyallerin şiddeti artar. Bu noktada, tıbbi müdahale ve ilaç tedavisi devreye girer. İlaçlar hücrelere ulaştığında iyileşme süreci başlar. İyileşme tamamlandığında, sistem normale döner ve kendi doğal akışına bırakılır. Herhangi bir olumsuz durumda, bu döngü tekrarlanır.
Evrenle içindeki alem arasındaki zaman farkı, "bin yıl gibi" ifadesiyle oransal olarak verilmiştir. Elbette en doğrusunu Allah bilir. Evrene eşlik eden büyük insan için bir gün, bize göre bin yıl gibi olduğu ifade ediliyor. İç içe iki sistem arasındaki zaman kullanımı her zaman farklıdır. Canlı ile hücre arasındaki zaman kullanımına benzer şekilde, evren bir gün geçirirken, içindeki alem 1000 yıl geçirmektedir.
Yukarıdaki ayette, peygamberin yeryüzünde insanlara tebliğ vazifesini yerine getirirken yaklaşık 1000 yıl yaşadığı belirtilmektedir. Bu süre zarfında, evrenin sahibi olan büyük insan yalnızca bir gün yaşamış gibi algılanır. Bu durumu, ağır devirle perdeye yansıtılan bir görüntüye benzetebiliriz; çünkü orada dünya bir kez dönerken, burada (1000 x 365 =) 365.000 kez dönmüş olur.
Bu durumda, evren dışındaki zaman algısına göre 1 saat, bize göre yaklaşık 42 yıla denk gelmektedir. Buna göre, evrene eşlik eden büyük insan yoğunlaşarak düşündüğünde, içindeki sistemleri harekete geçirir. Burçlar ve gök cisimlerine etki eden elektromanyetik dalgalar, bilgi tohumu yüklenmiş halde dünyaya ulaşır. Bu bilgiler, o esnada ana rahimlerinde ekime hazır bekleyen cenin alemlerine takdir edilen nisbette etki eder. Tıpkı rüzgarların getirdiği tohumlar gibi, küçük alemler ekilir. Ekinler geliştikçe, paralelindeki insanlar da gelişim gösterir. İnsanların ilerlemesiyle birlikte, edinilen bu bilgiler ışığında tüm dünya aydınlanır.
Tüm bu süreçler, düşünen evrenin sahibine geri döner. Yani, biz 100 yıl yaşayarak elde ettiğimiz bilim ve teknolojik gelişim, evren sahibi tarafından yaklaşık 2 saatlik bir düşünce etkinliği olarak algılanır. Dolayısıyla, biz zamanın çok ağır geçtiğini düşünsek de, ona göre biz çok hızlıyız. Ancak herkes, kendi yaşadığı zamanı normal hız olarak algılar; bu, bizim algıladığımızla benzer bir durumdur.
Bir saatlik verimli düşünce esnasında, içe gönderilen dalgalar, alemin sistemleri üzerinde etki oluşturur. Bu galaksi, gök cisimleri ve burçlar üzerindeki elektromanyetik etkiler, yeryüzündeki rahimlerde gelişen cenin alemlerine nüfuz eder. Her yeni doğacak insan, kendisine takdir edilen bilgi potansiyeliyle dünyaya gözlerini açar. Bu etkilerle şekillenen yeni nesil, gelişimlere öncülük ederek dünyanın aydınlanmasına katkıda bulunur. Bir saatlik düşüncenin oransal karşılığı yaklaşık 42 yıla denk gelir. Yeryüzündeki gelişim, üst boyuta taşınarak, vücudun besinlerden elde ettiği enerjinin geri dönüşümüne benzer şekilde fayda sağlar.
Yaratılan her varlığın sınırlı bir ömrü vardır ve her sistem, yaratılış amacını gerçekleştirdikten sonra sahneden ayrılır. Ezeli ve ebedi olan sadece Allah'tır. "Gökler ve Yer durdukça" ifadesi bunu açık ve net olarak belirtmektedir.
Kainat Modeli'nde, yaratılış dıştan içe doğrudur ve içten dışa doğru sırasıyla sonlanır. Bu süreci, enerjinin en dış katmandan en iç katmana doğru akıp, sürecin sonunda geri dönmesine benzetebiliriz.
İçinde bulunduğumuz evren, henüz yaşamının ilk evrelerindedir; bu evreyi, büyümekte olan bir gencin ergenlik dönemine benzetebiliriz. Ardışık evrenlerin, bizim evrenimizdeki temsilcisinin yaratılışı, kıyametin habercisidir.
Yaygın kanaatin aksine, kıyamet bir son değil, yeni bir başlangıç ve uyanış dönemidir. Bu, ergenliğe adım atan bir gencin kendini sorgulamaya başladığı döneme benzer. Dolayısıyla, evrenimiz, kendisine eşlik eden sahibiyle birlikte gelişimini sürdürecektir.
Evrenin toplam ömrü, şu anki yaşının üç katından biraz daha fazladır. Yaygın kanaatin oluşmasına sebep olan "alemin dürülüp sona erdirilmesi" olayı, içinde yaşadığımız aleme dair bir ifade değildir. Konu edilen alem, bu evrenin içinde yaşayıp sürecini tamamlamış olan, ardışık alemlerin sonuncusudur. Bu konunun detaylarına ilerleyen bölümlerde değinilecektir.