
Doğada yaratılmış her sistem, fonksiyonlarını yerine getirebilmek için en doğru süreçleri izleyen programlarla donatılmıştır. Bu programlar, sistemlerin verimli bir şekilde çalışmasını ve kaynakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlar.
Örneğin, Dünya, Güneş'ten gelen ışınların zararlılarını filtreleyerek, faydalı ışınları özümser. Bu, güneş ışığının özümsenmesidir. Canlılar da besin kaynakları içinden, kendilerine uygun olanları seçer ve doğru olanları bünyesine alır. Bu da, besin kaynakları arasında bir özümsemedir. Sindirim sistemi, kendisine verilen kaynağı özümser, faydalı kısmı sisteme kazandırır, posa kısmı ise dışarı atar.
Kainatın yapısına mahsus bu yaklaşımın temelinde, "İki noktayı birleştiren en kısa yol, bir doğrudur." ilkesi vardır. Sistemlerin genel hedefi, mevcut kaynaktaki enerjiyi en kısa sürede ve en yüksek verimle özümseyerek, kendinden sonraki sistemlere kaynak üretmektir. Bu ilke, kainat sisteminin sorunsuz işlemesi için izlenmesi gereken en doğru yoldur.
İki noktayı birleştiren sonsuz sayıda yol olsa da, diğer yolların tümü en verimli olmaktan uzaktır. Kainat sistemine hizmet etmek üzere yaratılmış hiçbir sistem, bu yollar arasında tercih hakkına sahip değildir. Bu, kainat sisteminin sorunsuz işlemesi için zorunlu bir ilkedir. Şayet, sistem bu yoldan saparak işlev sürdürmeye çalışıyorsa, bu sistem ve sistemin ortaya koyduğu sonuç da kusurlu veya arızalı olarak üretilir. Böyle bir sistem, doğal akış içerisinde, (ölerek, çürüyerek, paslanarak, …vb. gibi) doğal süreçlerle ortadan kalkar.

İnsan iradesi, diğer varlıklardan farklıdır. İrade, özümseme tercihinin insana bırakılmasıdır. Sadece insan, eylemlerini gerçekleştirirken, seçenekler arasında tercih yapma, seçme özgürlüğüne sahiptir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran da bu özelliğidir.
Örneğin, sindirim sistemi, hoşuna giden bir besin maddesini sisteminde alıkoyma tercihinde bulunamaz. Onu özümseyip, posayı dışarı atmak zorundadır. Aksi halde, sistemin yapısını bozar ve tercihleri sonucunda oluşan birikim sistemi çalışamaz hale getirir. Ancak insan, okuduğu bir kitaptan, hoşuna giden bazı cümleleri ezber yoluyla sisteminde alıkoyabilir. Doğru yaklaşım, bilgiyi özümseyip hazmetmektir. Çünkü bu yaklaşım, sistemde yeni bilgilerin kabulünü zorlaştırabilecek önyargılar haline dönüşebilir. Bu, irade sahibi bir sindirim sisteminin hazmetmeden saklamaya çalıştığı besinlerin, yeni besinlerin sisteme girişini engellemesine benzer. Soyut ve somut sistemler arasındaki bu tür benzetmeler, doğru yaklaşımı belirlemede bize yardımcı olabilir.
İradenin bedeli, yapılan tercihlerin sonuçlarından sorumlu tutulmaktır. Bu, doğal bir geri dönüştür. İrade sahibi, sahip olduğu sistemin doğru ve düzenli çalışmasından sorumludur. Doğru yoldan sapma tercihi, bu sistemi kusurlu hale getirir ve kusurlu bir sistem de kusurlu sonuçlar üretir. Bu, yanlış tercihlerin kaçınılmaz bir sonucudur. Yanlış tercihler sonucu biriken olumsuzluklar, kişinin doğru kararlar almasını engeller. Dolayısıyla, sonuçlar sadece kişiyi değil, aynı zamanda bağlı olduğu veya sorumluluğunu taşıdığı tüm sistemleri de etkiler. Bu, içinde bulunduğu geminin batmasına sebep olacak deliği kişinin kendi elleriyle açmasına benzer. Ya da kişisel çıkarları uğruna ormanları yok etmek gibi, belki hemen değil ama uzun vadede kendi neslini tehlikeye atmasına yol açar. Herhangi bir mekanizmada kusurlu birim, onarılamayacak hale gelmişse, bağlantılı olduğu tüm sistemleri yok olmanın eşiğine sürükler. Atın ayağındaki eksik bir çivinin, savaş kaybetmeyle sonuçlanması gibi.
Dengesi bozulan dünyanın kötüye gidişi engellenmezse, bir süre sonra yaşanmaz hale gelir. Domino etkisiyle felaketler artar, çölleşme yaygınlaşır. Yeryüzü, canlı yaşamına elverişli olma özelliğini kaybeder ve bağlı olduğu tüm sistemler bundan etkilenir. Dünyayı, saat mekanizması içindeki bir çarka benzetirsek, artık yanlış sonuçlar üreteceği açıktır. Gezegenin taştan bir farkı kalmadığında, evrene yaptığı tüm katkılar da sona erer.
Şimdi tüm bu gelişmelerin, boynumuzda taşıdığımız küçük alemimizde, yani kendi içimizde yaşandığını düşünelim. İçimizdeki sistemler taşlaşırsa, sistemlerin yönettiği yetenekler de yok olur. Aşağıdaki ayet, sistemlerini taşa dönüştürenler için önemli bir uyarıdır.
Alem, bir organını kaybettiğinde, o organın insana kazandırdığı kabiliyetler de yok olur. Örneğin, vicdan terazisi kaybolduğunda, düşüncenin sağlıklı denetimi yapılamaz ve bu durum yanlış kararlara yol açar. Bu, tıpkı bir dişlisi kusurlu olan saatin zamanı yanlış göstermesi gibidir. Merhamet melekesinden yoksun kalan insan kötülük yapar; daha sonra gerçekler ortaya çıktığında ise yaptıklarından pişmanlık ve azap duyar.
Evrenin minyatürünü boynunda taşıyan insan, kendisine gerekli titreşimleri gönderecek sistemlerini koruyamazsa, bu sistemlerin kazandırdığı kabiliyetlerden mahrum kalır. Taşlaşıp fayda üretemeyen bir sistem, alem sahibinin doğru yoldan sapmasına neden olur. Bu durum, özümseme sürecinin doğru uygulanmaması sonucunda, posaların (yani negatif güçlerin) sistemde birikmesi anlamına gelir. Alemlerde, bu negatif gücün temsilcisi şeytandır.


Kabe, yapraklarını hiç dökmeyen, sürekli fotosentez yapan dev bir ağaç gibidir. Tıpkı ormanların yağmur bulutlarını üzerine çekmesi gibi, Kabe de evrenden ruhsal enerjiyi toplar ve dünyaya yayar. Dünyadan topladığı bu enerjiyi ise, içinde yaşadığımız alemin üst boyuttaki muhatabına gönderir.
İnsan, alemi içindeki sistemleri zikir yoluyla harekete geçirerek, tıpkı ağaçların yağmur bulutlarını üzerine çekmesi gibi, ilahi rahmeti kendine çeker. Eğer bu sistemler çalıştırılmaz ve rahmetten mahrum bırakılırsa, alem, tıpkı susuz kalan topraklar gibi çölleşmeye başlar. Çölleşen alemdeki sistemler zamanla işlevsizleşir ve taşlaşır. Canlılığın yok olması, bağlantılı yeteneklerin ve melekelerin de yok olması anlamına gelir.
Kabe, bu anlamda çölleşen alemlere rahmet gönderir. Kabe, evren ile yeryüzündeki insan alemleri arasında bir köprüdür. Evrenin sahibinden topladığı ve özümsediği rahmeti, ona yönelerek zikreden alemlere aktarır. Bu, tıpkı güneş ışınlarını alabilmek için güneşe yönelen yapraklar gibidir.

İnsan bedeni, tıpkı dünyayı zararlı etkilerden koruyan manyetik kalkan gibi, manevi bir koruyucu alanla çevrilidir. Bu soyut tabaka, dışarıdan gelen olumsuz etkileri engellerken, olumlu etkilerin içeri girmesine izin verir. Abdest almak, bu manevi kalkanı güçlendirir, negatif enerjiyi uzaklaştırır ve pozitif etkilerin daha kolay kabul edilmesini sağlar.
Namaz ve dua yoluyla Kabe'ye yönelen kişi, Kabe'den yayılan rahmeti üzerine çeker. Bu, adeta yağmur bulutlarını üzerine çekmek gibidir. Kabe'nin yaydığı ruhsal enerjiyi, alemine kazandırmaya çalışır. İnsanın Kabe'ye yönelerek namaz kılması, ayçiçeğinin güneşe yönelmesine benzetilebilir. İnsan aleminin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için buna ihtiyacı vardır. Yanlış izlenen süreçlerle çölleşmeye yüz tutmuş insan alemleri için bu, bir rahmettir.



Şiddetli bir fırtına, yeryüzünde büyük zararlara yol açarak her türlü birikimin telef olmasına neden olabilir. Benzer şekilde, kozmik bir fırtına veya zararlı bir elektromanyetik dalga da, insanın içsel dengesini altüst edebilecek ölçüde zarar verebilir. İnsana eşlik eden alem, elektromanyetik dalgaların kötü etkilerine maruz kalabilir. Bu durum, akli ve vicdani melekelerin sendelemesi veya kaybedilmesi şeklinde olumsuz etkiler olarak sahibine yansıyabilir.