Bu Sayfada ;

Evren İçinde Evren, İnsan İçinde İnsan !...

O zaman ki, Rabbin meleklere: “Ben kupkuru bir çamurdan, işlenebilir nemli topraktan insan yaratacağım. Onu düzenlediğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.” demişti. Hicr 28,29

   "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir." Hz. Ali

Arapçada "Ruh" kelimesi, "Rîh : rüzgar, bir şeye girmek" kelimesinden türemiştir.

Allah, kainattaki tüm kudretin, tüm enerjinin sahibidir. Özü kainatın tümüne dağınık haldedir. Kendi suretinde yarattığı insana, kendi özünden vererek, yeryüzündeki halifesi kılmıştır. Kendisi için yarattığı alemlerin benzerini, üflemek, yani kozmik rüzgar, elektromanyetik dalga vasıtasıyla insana vermiştir.

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebep üzere yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. Duhan 38-39

Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa gökleri yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu direksiz yükseltip düzenledi. Nazi’at 27,28

Allah gökleri ve yeri gerçek olarak yaratmıştır.Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez. Casiye 22

Düşün !...

Avuçlarınızın içine sığacak büyüklükte, küçücük bir evren düşünün. Çeşitli evrelerden geçerek hassas dengeler üzerine inşa edilmiş bu evren, içinde belirli amaçlar için yaratılmış çok sayıda galaksi barındırıyor. Sürekli hareket halinde olan bu sistem, çevresine yoğun elektromanyetik dalgalar yayıyor. Aynı zamanda dışarıdan, gökcisimleri ve insanlardan, kendisine ulaşan ve mahiyetine uygun tüm elektromanyetik dalgalar tarafından etkileniyor.

 

Bu küçük evren, akli fonksiyonlarımızla uyumlu, sürekli güncel ve mükemmel çalışan bir yapıya sahip. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle apaçık, her an açık olan bir kitap gibi, ait olduğu sisteme sımsıkı bağlı. Kendine özgü bir gerçeklik, işleyiş ve hıza sahip. Kendi gökleri, yeri ve galaksileri gibi kendine has sistemleri bulunuyor.

 

Alem içindeki sistemlerin yaydığı elektromanyetik dalgalar aracılığıyla, ait olduğu canlıya ulaştırdığı hayati bilgiler sayesinde fonksiyonlarını yerine getiriyor. Bu bilgiler sayesinde insan ve diğer canlılar yaşamsal fonksiyonlarını sürdürebiliyor. Bu alem, canlılara doğumlarında ve tüm yaşamlarında eşlik etmek üzere yaratılmış, yaşam boyu olmazsa olmaz ve kusursuz işleyen bir sistem olarak görev yapıyor.

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (yevm) yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah’dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hala düşünmüyor musunuz! Yunus 3

O, gökleri ve yeri altı günde (yevm) yaratan, sonra Arş’a istiva edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler O’na döndürülür. Hadid 4,5

Alemin Yaratılışı

Allah, sizi bir tek nefisten yarattı, sonra ondan da eşini yarattı... Zümer 6

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da eşler yaratır. Zira sizi bu şekilde üretir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir. Şura 11,12

Tüm Alemlerin Yaratılış Süreci:

  • Büyük-küçük tüm alemlerin yaratılışı aynı şekildedir.

  • Canlıya eşlik edecek olan küçük alem, embriyo veya cenin belirli bir olgunluğa eriştikten sonra verilir.

Alem Uzaylarının Farklılığı:

  • Tüm canlılar için alem uzayları aynı özellikleri taşımaz.
  • Hayvan alemlerinin uzayları, işlenmesi zor ve atılan her tohumu yetiştiremeyen verimsiz bir toprak çeşidi gibidir.
  • İnsan alemi ise çeşitli evrelerden geçirilerek en verimli haline ulaştırılır.

Aşamalı Gelişim Süreci:

  • İnsan aleminin erken evrelerinde, hayvan alemlerine benzer özellikler görülür. Aşağıdaki ayette bu evrelere dair bilgi verilmektedir.
  • Bu aşama, yeni bir bilgisayara HDD takıldıktan sonra formatlanması gibidir.
  • Bu işlemleri, verilerin kaydedilebilmesi için gerekli basamaklara benzetebiliriz.

Allah, sizi bir tek nefsten yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi annelerinizin rahimlerinde üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirdi. İşte bu, Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz ? Zümer 6

Zaman Farkı

Canlı ve hücrenin işleyişlerini, birbirini takip eden ardışık iki sistem olarak ele alabiliriz. Bu sistemlerin temel işlevleri, özünde benzerlik gösterir: çevrelerinden faydalı maddeleri özümseyerek bünyelerine katmak ve gereksiz olanları ayıklamak.

Canlı organizma, yaşamsal döngüsünü 1 günlük periyotlarla sürdürür. Bu süreçte, çevrenin sunduğu imkanları değerlendirerek, kendisi için yararlı olan maddeleri seçer ve bünyesine dahil eder. Sindirim sistemi, bu seçim ve özümseme işlevini üstlenerek, faydalı besin öğelerini hücrelere iletir.

Hücre ise, benzer bir görevi çok daha kısa zaman dilimlerinde, saniye veya dakikalık aralıklarla tekrarlar. Hücrenin misyonu da organizmanınkine paraleldir: kendisine ulaşan maddeleri değerlendirerek, yararlı olanları özümser ve yapısına entegre eder.

Her iki sistemin temelinde yatan prensip özdeştir: özümseme. Bu süreç, alınan kaynakların işe yarar kısımlarını ayırt etmeyi, faydasız olan posa veya atıkları elimine etmeyi ve nihayetinde yararlı bileşenleri sisteme kazandırmayı içerir. Bu sayede, hem organizma hem de hücre düzeyinde, yaşamsal faaliyetlerin devamlılığı ve verimliliği sağlanmış olur.

İki ardışık sistem olarak ele aldığımız canlı ve hücre, özünde aynı olan özümseme işlemini farklı zaman dilimlerinde gerçekleştirir. Bu süreçleri, farklı hızlarda dönen iki çark gibi düşünebiliriz.

Üst sistem olan canlı organizma, bu temel işlevi 1 günlük döngü içerisinde tamamlar. Buna karşılık, alt sistem olan hücre, aynı özümseme sürecini çok daha hızlı bir tempoda, günde yaklaşık bin kez tekrarladığını varsayalım. Bu durumda, canlının bir kez gerçekleştirdiği işlemi, hücre bin kere yapmış olur.

Bu senaryoda, canlı organizma ağır tempolu bir devir sergilerken, hücre oldukça hızlı bir devirde hareket eder. Aynı zaman dilimi içerisinde, iki farklı hızda işleyen sistemler söz konusudur. Bu durum, adeta büyük ve küçük dişlilerin eşzamanlı dönüşünü andırır.

Şimdi, özünde aynı olan bu özümseme işlemini, iki ardışık evrene uyarlayalım. Böylece, farklı ölçeklerdeki süreçlerin birbiriyle olan ilişkisini ve etkileşimini daha iyi anlayabiliriz. Aşağıdaki ayet, iki ardışık alem arasındaki zaman farkını ele almaktadır.

... Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. Hac 47

Ardışık Evrenlerde Zaman kavramının göreceliği ve oransal farklılık :

  • Yukarıdaki ayetin ifadesine göre, üst katmandaki bir gün, bizim evrenimizde veya katımızda bin yıla karşılık geliyor. Üst katmanda bir gün geçerken, içinde bulunduğumuz evrende bin yıl geçmektedir.

  • Ancak, ayette geçen " سَنَةٍ كَاَلْفِ : bin yıl gibidir " ifadesi, bunun oransal bir değer olabileceğini düşündürüyor. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

  • Bu oransal değer göz önüne alındığında, bizim bin yıllık yaşam süremiz, üst evrende yalnızca bir güne denk geliyor. Bizim dünyamız 365.000 devir yaptığında, üst evrendeki dünya henüz 1 devrini tamamlamış olmaktadır.

  • Bu durumu, aynı filmin farklı hızlarda oynatılmasıyla oluşan zaman algısı farkına benzetebiliriz. Bizim dünyamızdaki zaman akışını normal algıladığımız gibi, üst evrendeki varlıklar da kendi zamanlarını doğal bir şekilde deneyimliyor.

  • Tıpkı bizim zamanımızı hızlı olarak nitelendirmediğimiz gibi, onlar da kendi zamanlarını yavaş olarak algılamıyorlar. Zaman algısı, her iki evrende de kendi farkındalık düzeylerine göre şekilleniyor.

Altı Günde Yaratılış

  • Kendi katmanımıza uyarlarsak, biz 1 gün yaşarken, boynumuzda taşıdığımız küçük alem, kendi zaman farkındalığına göre 1000 yıl yaşamaktadır.
  • Bu bize aşırı hızlı geliyor olsa da, onların farkındalığına göre bu durum normaldir.
  • Tıpkı kendi hızımızın, üst katmanın ölçütlerine göre, aşırı hızlı olarak değerlendirilmesi gibi. Herkes kendi katmanının hızını normal olarak algılamaktadır.
  • Örneğin, biz burada 1 saat düşünürken, taşıdığımız alem içinde yaklaşık 42 yıl geçmektedir (1000/24= 41,66 yıl).
  • Onlar bizi ağır devirde oynayan film gibi seyrederken, biz onları hızlı devirde oynayan film gibi seyretmiş oluyoruz.

  • Kuran-ı Kerim, bizim zaman kavramımıza hitap etmektedir. Dolayısıyla, boynumuzda taşıdığımız küçük evren, Kuran-ı Kerim'e göre, sadece 6 günde (6x24= 144 saat) yaratılmıştır.
  • İçinde bulunduğumuz evren de 6 günde yaratılmıştır, ancak bu üst boyutun zaman kavramına göredir.

Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. Kaf 38

Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden (hükmeden) Rahman'dır. .... Furkan 59

 

  • Boynumuzda taşıdığımız alem, ana rahmindeki cenine eş olarak verildikten sonra, bizim zaman algımıza göre 6 günde düzenlenir.

  • Allah, ona ruhundan, özünden, nurundan verir. Bu sayede, alemin yönetim merkezine hükmeder ve evrenle bağını kurar.

  • Bu şekilde, doğacak olan bireyin farkındalığı oluşur, bilinçli bir varlık haline dönüşür.

  • Allah, yaratılan her insana ruhundan verdiği öz, nur sayesinde, insana şah damarından daha yakın olur.

  • Bu olayı, bir bilgisayar HDD'si içinde okuma-yazma ve kayıt işlevlerini yerine getirecek olan aracın yerleştirilmesi gibi düşünebiliriz.

  • Tıpkı büyük bir internet ağına bağlanan bilgisayar misali, evrenle küçük alemin bağı kurulmuş olur.

  • Bu sayede, küçük alemle evren arasındaki iletişim sağlanır.

  • Bunu, yeni doğan bir hücre ile vücut arasındaki iletişimin kurulmasına da benzetebiliriz.

O ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra onun zürriyetini, hakir bir suyun özünden üretmiştir. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! Secde 7-9

O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istivâ edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Hadid 4

 

Alemin Mahiyeti

Kur'an-ı Kerim, Alemin mahiyeti hakkında bilgi verirken, benzetimlerden faydalanmıştır. Dünya, deniz ve karalardan ibarettir. Buna karşılık evrenin de, aynı paralelde, benzer yüzeylerine atfen benzeyenleri vardır. Benzetimleri çözümlerken, Kur'an-ı Kerim'in indirildiği dönemin şartlarını da dikkate almak gereklidir. Örneğin, o dönem gemileri, rüzgar gücüyle hareket etmekte idi. Galaksiler kimi ayetlerde, rüzgar gücüyle hareket ederek, insan taşıyan gemilere; kimi ayetlerde ise, köklerini evren uzaylarına salmış ağaçlara, benzetilmiştir. Galaksi bitkisinin meyvesi, dünya gibi içinde canlılık barındıran gezegenlerdir. Bu açıdan galaksi, köklerini ve dallarını evren uzaylarına salarak yaşamını sürdüren, dünya gibi meyve veren bir ağaç veya bitki gibidir. İyi bitki, iyi meyve sağlık, huzur ve mutluluk kaynağıdır.

Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Sonunda onlar, ağır bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye sevkederiz. Orada su indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız. Güzel beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir millet için âyetleri böyle açıklıyoruz.   Araf 57,58

Ayetlerinden bir kısmını göstermek için, gemilerin Allah'ın nimetiyle denizde akıp gittiklerini görmedin mi? Şüphesiz ki bunda sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır. Lokman 31

Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir. Kehf 45

Su ve Toprak

Şüphesiz, göklerle yer bitişik bir halde idi. İnkarcılar, bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmıyorlar mı? Enbiya 30

Alemlerin canlılık kazanabilmesi için en temel ve vazgeçilmez bileşenler su ve topraktır. Kutsal metinlerde de vurgulandığı üzere, yaşamın özünü oluşturan her varlık, bu iki hayati elementin birleşiminden meydana gelmiştir.

Evrenin engin uzayları, yaratılışın ilk evrelerinde, tıpkı tohumu filizlendirme yeteneğinden yoksun kuru ve cansız bir toprak misali ıssız ve verimsizdir. Zaman içerisinde, bu kozmik toprak adeta işlenip nemlendirilir ve tohum kabul edebilecek bir çamur kıvamına bürünür. Bu dönüşüm sayesinde, kozmik rüzgarların taşıdığı tohumları bağrında filizlendirme kabiliyeti kazanır.

Alem veya evren uzayları da benzer bir değişim ve dönüşüm geçirerek, elektromanyetik dalgaların taşıdığı kozmik tohumları yeşertebilecek verimli bir ortama evrilir. Nasıl ki yeryüzündeki toprak yağmurla buluşunca ekime elverişli hale gelirse, evrenin uçsuz bucaksız uzayları da kozmik yağmurlarla beslenerek, yeni yaşam formlarının tohumlarını kabul etmeye hazır hale gelir.

Bu kozmik süreçte, elektromanyetik dalgaların taşıdığı enerji paketçikleri, galaksilerin oluşumuna öncülük eder. Bu yeni doğan galaksiler, kollarında çeşitli gök cisimlerini meyve gibi taşır ve zamanla geliştirirler. Nihayet, Dünya benzeri bir gezegen ortaya çıktığında, yaşamın filizlenebileceği ideal bir ortam oluşur.

Gezegenin bünyesinde, bu kez gerçek anlamıyla su ve toprak meydana gelir. Bu mucizevi birleşim, canlılığın yeşermesine ve çeşitlenmesine zemin hazırlar. Böylece, kutsal metinlerde bahsi geçen su ve toprak kavramları, evrensel ölçekte bir metafor, gezegensel boyutta ise somut gerçeklik olarak tezahür eder.

Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah'ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir. Fussilet 39

Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur. Denizde dağlar gibi akıp gidenler de O’nun ayetlerindendir. Dilerse o rüzgarı durdurur, orada hareketsiz durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. Yahut yaptıkları yüzünden onları helak eder. Bir çoğunu da affeder. Böylece ayetlerimiz üzerinde tartışanlar kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.  Şura 31-35

Yukarıdaki ayette, Yüce Allah'ın tüm alemler üzerinde mutlak hakimiyet ve sınırsız tasarrufa sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Alem içerisindeki galaksiler, tıpkı rüzgarla hareket eden gemiler misali, alem uzaylarında kozmik rüzgar olarak nitelendirilen elektromanyetik dalgalarla süzülerek işlevlerini yerine getirmektedir. Bu kozmik seyahat, galaksilerin var oluş amacını gerçekleştirmelerini sağlamaktadır.

Elektromanyetik dalgalar, evrendeki bilgi akışının temel taşıyıcısı olarak hayati bir rol oynamaktadır. Bu kozmik iletişim ağının yokluğu veya kesintiye uğraması, yaşamın tüm katmanlarında derin ve yıkıcı etkilere yol açabilir. Böyle bir senaryo, adeta evrensel bir felç durumuna benzetilebilir; bilgi akışının durması, canlılığın özünü oluşturan dinamizmi sekteye uğratarak, var oluşun temel yapıtaşlarını tehdit eder. Dolayısıyla, elektromanyetik dalgaların varlığı ve sürekliliği, sadece iletişimin değil, aynı zamanda evrensel yaşamın ve gelişimin de vazgeçilmez bir önkoşulu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kozmik rüzgarların, yani elektromanyetik dalgaların kesintiye uğraması durumunda, galaksilerin hareketsiz kalacağı ve böylece işlevlerini yerine getiremeyeceği öngörülmektedir. Bu durum, adeta denizlerdeki rüzgarın dinmesiyle gemilerin limanda çakılı kalmasına benzetilebilir.

Eğer bu kozmik rüzgar durursa, galaksiler -mecazi anlamda gemiler- hareket edemez hale gelecektir. Bunun sonucunda, insanoğlunun bu galaksiler aracılığıyla kazanmış olduğu melekeler ve yetenekler tehlikeye girecek, hatta kaybolma riski ile karşı karşıya kalacaktır.

Bu benzetme, evrenin işleyişindeki hassas dengeyi ve bu dengenin insan yaşamı üzerindeki derin etkisini gözler önüne sermektedir.

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanların faydasına olan şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği bir su ile ölü toprağı canlandırmasında, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre amade bekleyen bulutları yönlendirmesinde, elbette düşünen bir topluluk için pek çok ayetler vardır. Bakara 164

" (ذُرِّيَّتَهُمْ ) Zürriyetehum" ve Kalıtım

Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler. Ve onların zürriyetlerini (zürriyetehum) dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir âyettir. Yasin 40,41

(Zurriyyetehum) ; Soylarını Gemilerde Taşımak :

Galaksiler, okyanusta seyreden gemilere benzer şekilde, kozmik uzayın derinliklerinde süzülmektedir. Her ikisi de yaşamı barındırma ve insan taşıma gibi ortak özelliklere sahiptir. Ancak bu benzerlikler derinlemesine incelendiğinde, galaksilerin rolünün sadece fiziksel bir taşıyıcı olmaktan öte, insanlığın bilişsel ve davranışsal kalıtım mirasının aktarıcısı olarak da değerlendirilebileceği ortaya çıkar.

Ebeveyn alemlerinde var olan galaksiler, soya özgü birtakım kalıtsal özellikleri bünyelerinde barındırır. Elektromanyetik dalgaların taşıdığı bilgi paketçikleri, ebeveyn alemlerindeki galaksilerden yayılarak, aileye özgü kalıtsal nitelikleri ana rahmindeki cenine iletir. Bu mekanizma sayesinde, yetenek ve karakter gibi aile soyuna özgü özellikler kuşaktan kuşağa aktarılır.

Genler fiziksel özellikleri nesilden nesile taşırken, ebeveyn alemlerindeki galaksiler de, bilişsel yetenekler gibi karakteristik özellikleri elektromanyetik dalgalar vasıtasıyla gelecek nesillere aktarır. Ebeveynlerin fiziksel nitelikleri genler aracılığıyla yeni nesle aktarılırken, davranışsal özellikler ise ebeveyn alemlerindeki galaksi sistemcikleri vasıtasıyla aktarılır.
Ayette konu edilen, “zürriyetlerini dopdolu gemilerde taşırız” ifadesi bu durumu anlatmakta ve bunun bir ayet, bir delil olduğu belirtilerek, vurgulanmaktadır.

Bu süreçte, ana rahmindeki ceninin hazır bulunuşluğu kritik bir önem taşır. Hazırlık evresinde cenin, çevreden gelen yoğun ve nitelikli elektromanyetik dalga etkileşimlerine açık hale gelir. Cenin alemi, ekime elverişli olduğu bu dönemde, ebeveynin manevi yoğunluk nispetine bağlı olarak etkilenir. Bu etkileşim, ceninin karakter ve yeteneklerinin şekillenmesinde belirleyici bir rol üstlenir.

Gebelik süresince ebeveynlerin aktiviteleri ve yoğunlaştıkları yetenekler, ilgili sistemcikleri harekete geçirerek ana rahmindeki cenine nitelikli dalgalar gönderir ve adeta bir aşılama gerçekleştirir. Böylece, ebeveynlerin sahip olduğu yetenekler ve karakter özellikleri yeni nesile aktarılır. Şayet yeni nesil, bu aktarılan sistemciklere odaklanıp geliştirirse, ilgili yetenekler de bu paralelde gelişme gösterir.

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da eşler yaratır. Zira sizi bu şekilde üretir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir. Şura 11,12

O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.  En’am 97

Işıl ışıl parlayan bir kandil yarattık. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şırıl şırıl akan sular indirdik.       Nebe 13-16

Her şeyin hazineleri ancak bizim yanımızdadır. Biz onu belli bir ölçüye göre indiririz. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirerek, su ihtiyacınızı karşıladık. (Yoksa) siz o suyu saklayamazdınız. Hicr 21,22

Katmanlar arasındaki bilgi aktarımını, insan vücudundaki beslenme mekanizmasına benzetilebilir. Tükettiğimiz besinler, sindirim sisteminde işlenerek hücrelerin kullanımına uygun hale getirilir ve tüm vücuda dağıtılır.

Üst katmandan gelen evrensel bilgi de benzer bir süreçten geçerek insanlığa ulaşır. Kozmik alemden gelen bilgi, insanların kavrayabileceği ve faydalanabileceği bir forma dönüştürülür. Bu dönüşüm sonrasında, tıpkı besinlerin hücrelere iletilmesi gibi, insan alemlerine aktarılır.

Üst katmanla insan alemleri arasındaki köprü, yıldızlar ve gök cisimleridir. İnsanlığın gelişim düzeyine paralel olarak, belirli bir ölçüye göre takdir edilmiş bilgi tohumları, bilgi paketçikleri halinde elektromanyetik dalgalar vasıtasıyla gök cisimlerinden yeryüzündeki alıcılarına iletilir. Bu nedenle, yeryüzündeki gelişimin sağlıklı bir seyir izleyebilmesi için yıldızların konumlarının önemi vurgulanmaktadır.

Burçların şeytani yani kötü etkilerden korunmuş olduğunun altının çizilmesi, önemli bir mesaj içermektedir. Olası bir olumsuz etki durumunda, bu etkiyi açığa çıkaracak, onu yok edici bilgilerle takip edecek bir mekanizmanın varlığına işaret edilmektedir. Bu, söz konusu etkilerin denetim altında tutulacağını ve etkisiz hale getirileceğini göstermektedir.

Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim ki, bilirseniz gerçekten bu büyük bir yemindir. Vakı'a 75,76

 Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve yönelenler için onu süsledik. Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna, onun da peşine parlak bir alev düşmüştür. Hicr 16-18

O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlarda Allah’ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki, bunlarda, aklını kullananlar için pek çok deliller vardır. Nahl 12

Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. Hadid 22,23

Görmedin mi, Allah sahibi olduklarınızı ve emriyle denizde akıp giden gemileri sizin buyruğunuza verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. Hac 65

O, göklerde ve yerde ne varsa, hepsini size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır.     Casiye 13

Üstteki ayet içimizde yaşayan alemi, aşağıdaki ayet ise, içinde yaşadığımız alemi anlatmaktadır.

Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir. Rum 26

Yedi Yol

Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz. Mü’minûn  17

Alem, iletişim kanallarından gelen verileri değerlendirmek üzere yedi katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu katmanlar ve bunlara ayrılmış zümreler, kutsal metinlerde yedi gök, yedi tabaka, yedi kapı ve yedi deniz gibi sembolik ifadelerle tanımlanmıştır.

Alemin evreni algılama mekanizması, yedi kapı olarak nitelendirilebilir. Bunlardan beşi, bilinen duyu organlarıdır. Diğer ikisi ise aracısız iletişimi sağlayan (elektromanyetik dalgalar veya vahiy yolu ile gerçekleşen) kanal ve tüm veriler üzerinde değerlendirme yapıp kavramlaştırma yetisine sahip olan akıldır.

Göz görme, kulak işitme işlevini yerine getirirken, algılanan şeylerin mahiyetini ve altında yatan incelikleri değerlendirme görevi akla aittir. Her algı kanalına hitap eden veriler, birbiriyle uyum içinde olup bütünsel bir aheng arz eder. Göze, kulağa, akla ve kalbe hitap eden her veri zümresi de yedi gök, yedi deniz gibi ifadelerle sembolize edilmiştir.

Her bireyin alemi, kendi öz varlığının bir yansımasıdır. Bu bağlamda, kişinin iç dünyası kendi cennetini veya cehennemini oluşturur.

O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Mülk 3

Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de; arkasından yedi deniz katılsa yine Allah'ın sözleri tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir. Lokman 27

Allah yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın fermanı bunlar arasından iner ki, böylece Allah’ın herşeye kaadir olduğunu ve herşeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. Talak 12

Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes, O’nu tespih eder. O’nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur.  Ne var ki siz, onların tespihini anlamazsınız. O, çok bağışlayıcı ve halimdir. İsra 44

...Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun çeperleri kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. ... Kehf 29

Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer zümre ayrılmıştır. Hicr 44 

Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İkisi de, çeşit çeşit ağaçlarla doludur. Rahman 46-48